Şahsiyet: İnsan Varlığının En Sessiz Devrimi
İnsan, dünyaya bir bedenle gelir;
ama şahsiyet, insanın kendi elleriyle inşa ettiği görünmez bir eserdir.
Bu eser öyle kıymetlidir ki; ne rüzgâr yıpratabilir, ne zaman çürütebilir, ne de makam–mevki onu ölçebilir.
Bir toplumun en büyük tehlikesi, şahsiyetin zayıflamasıdır.
Çünkü şahsiyeti elinden alınmış insan;
düşüncesini bir başkasına teslim eder,
iradesini günübirlik arzulara kiraya verir,
kaderini de rastgele güçlerin insafına bırakır.
Oysa şahsiyet sahibi insan, sessiz bir devrimdir.
Başkaldırısını bağıra çağıra değil;
duruşuyla, doğrularıyla, ahlakıyla, sarsılmaz iradesiyle yapar.
Ve böyle insanlar bir araya geldiğinde, milletin kaderi yön değiştirir.
Psikoloji der ki:
İnsan, kim olduğunun değil; kim olmayı seçtiğinin ürünüdür.
Felsefe ise ekler:
Seçimini yapmayan, başkalarının seçimiyle yaşar.
Şahsiyet işte tam burada doğar:
İnsanın kaderine seyirci kalmaktan vazgeçtiği anda.
Kendisine yalan söylemeyi bıraktığı anda.
Vicdanıyla baş başa kaldığında korkmak yerine konuşabildiği anda.
Şahsiyet;
– Menfaat karşısında eğilmemektir,
– Yalnızken de doğruyu yapabilmektir,
– Kimsenin bilmediği yerde bile ahlaklı kalabilmektir.
Çünkü gerçek büyüklük, gözlerin gördüğünde değil;
kimsenin görmediği anda kendini gösterir.
Bugün her insan, kendine şu soruyu sormalıdır:
“Benim duruşum, yalnız rüzgâr varken mi belli olur; yoksa fırtınada da aynı kalabilir miyim?”
Cevap evetse, işte o insan, kendi iç devrimini tamamlamıştır.
Ve şahsiyetini bulan bir insanın önünde, hiçbir otorite, hiçbir baskı, hiçbir korku duramaz.
Bir millet, fertleri şahsiyetli olduğunda yükselir;
ve şahsiyetli insanların kurduğu bir gelecek, hiçbir zaman esaretin karanlığına düşmez.
Çünkü şahsiyet, bir insanın en sessiz ama en kudretli haykırışıdır.
İçtenlikle,
Psikolog Zekeriya

Yorumlar
Yorum Gönder