Bir Kadının Kendisiyle Kurduğu İlişki, Hayatının Geri Kalanını Nasıl Değiştirir?
Bir Kadının Kendisiyle Kurduğu İlişki, Hayatının Geri Kalanını Nasıl Değiştirir?
Bir kadının hayatında bazı değişimler vardır; dışarıdan bakıldığında kimse fark etmez. Yeni bir başlangıç yapmamıştır, şehir değiştirmemiştir, hayatındaki insanları birer birer silmemiştir. Belki de her sabah aynı saatte uyanıyor, aynı yollardan geçiyor ve aynı insanlarla konuşuyordur.
Ama içinde bir şey değişmiştir.
Artık herkesin kendisini beğenmesini beklemiyordur. Bir karar verirken başkalarının ne düşüneceğini eskisi kadar uzun süre hesaplamıyordur. Bir ortamda kendisini kanıtlamak yerine, orada gerçekten bulunmak isteyip istemediğini düşünüyordur.
Hayatının görüntüsü neredeyse aynıdır; fakat hayatı yaşama biçimi değişmeye başlamıştır.
Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, yalnızca kendisi hakkında ne düşündüğünü değil, dünyayla nasıl ilişki kurduğunu da etkiler.
Kendini Sevmek, Kendini Her Zaman Beğenmek Değildir
Kendini sevmek denildiğinde çoğu insanın aklına aynaya baktığında kendisini beğenmek, başarılarından gurur duymak veya her koşulda kendinden emin hissetmek gelir.
Oysa insanın kendisiyle kurduğu sağlıklı ilişki, yalnızca iyi hissettiği günlerde ortaya çıkmaz.
Bazen aynaya baktığında görünüşünden memnun olmayabilirsin. Bazen verdiğin bir kararın yanlış olduğunu fark edebilir, bazen de başkalarının senden daha başarılı olduğunu düşünebilirsin.
Kendine duyduğun saygı, bütün bu anlarda ortadan kaybolmak zorunda değildir.
Psikolojide öz şefkat kavramı, kişinin zorlandığı zamanlarda kendisine anlayışla yaklaşabilmesini, kusurlarını insan olmanın bir parçası olarak değerlendirebilmesini ve yaşadığı güçlüğü yalnızca kendisine özgü bir başarısızlık olarak görmemesini ifade eder.
Bu, hatalarını görmezden gelmek değildir. Aksine, kendini aşağılamadan da hatalarını kabul edebilmektir.
Bir kadın kendisine karşı daha anlayışlı olmayı öğrendiğinde, başarısızlıklarını bütün kimliğinin bir özeti olarak görmek yerine, üzerinde çalışabileceği deneyimler olarak değerlendirmeye başlayabilir.
Kendisine şöyle diyebilir:
“Bu konuda hata yaptım ama bu, yetersiz bir insan olduğum anlamına gelmiyor.”
Bazen insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin değişmesi, tam olarak böyle bir cümleyle başlar.
Başkalarının Gözünde Güzel Olmak ile Kendini Güzel Hissetmek Arasındaki Fark
Bir kadına güzel olduğu söylendiğinde mutlu olması doğaldır. Beğenilmek, takdir edilmek ve fark edilmek insanın sosyal ihtiyaçlarıyla ilişkilidir.
Ancak kişinin kendisi hakkındaki bütün değerlendirmesini başkalarının tepkilerine bağlaması, onu sürekli dışarıdan gelen onaya bağımlı hâle getirebilir.
Bir gün aldığı iltifatlarla kendisini çok iyi hissederken başka bir gün yeterince fark edilmediğini düşündüğü için kendisini değersiz görebilir.
Burada mesele güzel bulunmayı istemek değildir. Mesele, güzel bulunmadığına inandığı anlarda kendisine nasıl davrandığıdır.
Çünkü bir insanın değeri, başka birinin onu ne kadar beğendiğine indirgenemez.
Üstelik güzellik yalnızca fiziksel özelliklerle de sınırlı değildir. İnsanın kendisini ifade etme biçiminde, merakında, düşüncelerinde, nezaketinde ve dünyaya yaklaşımında da kendine özgü bir güzellik bulunabilir.
Bir kadın kendisini yalnızca başkalarının bakışıyla değerlendirmekten uzaklaştıkça, kendi zevklerini, değerlerini ve özelliklerini daha özgürce keşfedebilir.
Belki de o zaman bir elbiseyi yalnızca dikkat çekmek için değil, kendisini içinde iyi hissettiği için seçer. Bir yere gitmek için onay beklemek yerine, orada bulunmak isteyip istemediğine karar verir.
Ve başkalarının beğenisi hayatından tamamen çıkmasa bile, kendisini değerlendirdiği tek ölçüt olmaktan uzaklaşır.
Kendi Sınırlarını Bilmek, İnsanlardan Uzaklaşmak Değildir
Bazı kadınlar sevdikleri insanları mutlu etmek için kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyebilir. Bir arkadaşını kırmamak için istemediği bir şeyi kabul edebilir, ailesini üzmemek için kendi planlarından vazgeçebilir veya bir ilişkide sorun çıkmasın diye söylemek istediklerini içinde tutabilir.
Bazen bu davranışlar anlayışın ve fedakârlığın bir parçasıdır. Ancak sürekli hâle geldiğinde insanın kendi ihtiyaçlarını fark etmesini zorlaştırabilir.
Sağlıklı sınırlar, insanları hayatımızdan çıkarmak için değil, ilişkilerimizi daha açık ve dengeli yaşayabilmek için gereklidir.
Bir kadın her isteğe evet demek zorunda olmadığını anladığında, sevgisini kanıtlamak için sürekli kendisinden vermesi gerekmediğini de öğrenebilir.
“Bugün buna zaman ayıramayacağım.”
“Bu konuda farklı düşünüyorum.”
“Sana değer veriyorum ama benim de dinlenmeye ihtiyacım var.”
Bu cümleler, bir ilişkiyi reddetmek anlamına gelmez. Çoğu zaman insanın hem kendisine hem karşısındakine karşı dürüst olmasının yollarıdır.
Elbette sınır koymak her zaman kolay değildir. Özellikle kişinin çevresinde hayır demesi alışılmadık karşılanıyorsa, başlangıçta suçluluk veya huzursuzluk hissedebilir.
Fakat bir duygunun ortaya çıkması, verilen kararın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Bazen insan, başkalarını üzmekten korktuğu için değil, ilk kez kendi ihtiyaçlarını da hesaba kattığı için kendisini suçlu hisseder.
Zamanla şunu fark edebilir: Başkalarına gösterdiği anlayışın bir kısmını kendisine de gösterebilir.
Kendini Tanımak, Herkese Benzemeye Çalışmaktan Vazgeçmektir
İnsan çevresindeki kişileri gözlemler. Nasıl giyindiklerini, hangi kararları verdiklerini, nasıl konuştuklarını ve hangi hayatları yaşadıklarını görür. Bazen bu gözlemlerden ilham alır, bazen de farkında olmadan kendisini başkalarının hayatıyla karşılaştırmaya başlar.
Özellikle sosyal medyada başkalarının seçilmiş anlarına bakarken kendi hayatımızın bütün ayrıntılarını onlarla kıyaslayabiliriz.
Bir başkasının başarısını gördüğümüzde kendi ilerleyişimizi yetersiz bulabilir, başka birinin görünüşünü beğendiğimizde kendimizde eksik olan özelliklere odaklanabiliriz.
Oysa başka bir insanın hayatında değerli olan şeylerin senin hayatında da aynı ölçüde değerli olması gerekmez.
Belki bir kadın için başarı, kendi işini kurmaktır. Bir başkası için sevdiği meslekte gelişmek, ailesine zaman ayırmak, yeni yerler görmek veya uzun zamandır ertelediği bir eğitime başlamaktır.
Bunlardan birini diğerinden daha değerli kılan evrensel bir sıralama yoktur. Önemli olan, insanın seçtiği hayatın kendi değerleriyle ne kadar örtüştüğünü fark edebilmesidir.
Kendini tanımak, bütün cevapları bulmak değildir. Bazen hangi soruların gerçekten sana ait olduğunu ayırt edebilmektir.
Başkalarının beklentilerini kendi isteklerinden ayırabildiğinde, kararlarını yalnızca kabul görmek için değil, anlamlı bulduğun için vermeye başlayabilirsin.
Ve bu, hayatını bir başkasınınkine benzetmekten çok daha özgürleştirici olabilir.
Bir Kadının Kendisine Verebileceği En Güzel Hediye
Bazen insan hayatının değişmesi için büyük bir olay bekler. Yeni bir iş, yeni bir ilişki, yeni bir şehir veya yeni bir başlangıç…
Oysa bazı değişimler, kimsenin fark etmediği küçük kararlarla gelişir.
Bir kadın yorulduğunda kendisine dinlenme hakkı tanıyabilir. Bir hata yaptığında kendisini günlerce suçlamak yerine, o deneyimden ne öğrenebileceğini düşünebilir. Bir başkasının başarısını kendi eksikliği olarak yorumlamak yerine, kendi yolunda ilerlemeye devam edebilir.
Kendisini geliştirmek için çaba gösterebilir ama mevcut hâlini de sürekli ertelenmesi gereken bir proje olarak görmekten vazgeçebilir.
Çünkü insanın kendisini geliştirmesiyle kendisini olduğu gibi kabul etmesi birbirine zıt değildir.
Kendini kabul etmek, değişmek istememek anlamına gelmez. Değişirken kendine düşman olmamaktır.
Belki de gerçek özgüven, insanın hiçbir zaman şüphe duymaması değil, şüphe duyduğu zamanlarda bile kendisine karşı adil kalabilmesidir.
Bir kadın kendi değerlerini tanıdığında, ihtiyaçlarını fark ettiğinde ve kendisine daha anlayışlı yaklaşmayı öğrendiğinde hayatındaki bütün sorunlar ortadan kalkmaz. İnsan ilişkileri yine karmaşık olabilir, planlar değişebilir ve bazı günler zor geçebilir.
Fakat artık bütün bu deneyimleri değerlendirirken kendisini tamamen unutmak zorunda değildir.
Ve belki de asıl değişim burada başlar.
Sonuç: Kendine Dönmek, Hayattan Vazgeçmek Değildir
Bir kadının kendisiyle kurduğu ilişki, bir günde tamamlanan bir keşif değildir. İnsan zamanla değişir; istekleri, öncelikleri ve kendisi hakkındaki düşünceleri yeni deneyimlerle dönüşebilir.
Bu nedenle kendini tanımak, bir kez ulaşılıp geride bırakılan bir hedef değil, yaşam boyunca devam eden bir süreçtir.
Bazen kendinden emin hissedersin, bazen kararsız kalırsın. Bazen sınırlarını kolayca korursun, bazen yeniden başkalarının beklentilerine göre hareket ettiğini fark edersin.
Önemli olan, her seferinde kusursuz davranmak değil, kendine geri dönebileceğin bir anlayış geliştirmektir.
Belki de bir kadının hayatındaki en güzel dönüşüm, herkesin onu anlamaya başladığı gün değil, kendisini anlamak için başkalarından izin beklemediği gün gerçekleşir.
Çünkü insan, başkalarının hayatında bir yer edinmeye çalışırken kendi hayatındaki yerini kaybetmek zorunda değildir.
Ve bazen kendin için yapabileceğin en güzel şey, hayatına yeni bir insan eklemek, yeni bir başarı kazanmak veya kendinde yeni bir özellik değiştirmek değildir.
Bazen yalnızca kendine şu soruyu sormaktır:
“Başkalarının benden beklediği kişi olmaya çalışırken, ben nasıl bir insan olmak istiyorum?”
Bu sorunun cevabı, belki de uzun zamandır aradığın başlangıcın kendisidir.

Yorumlar
Yorum Gönder