Herkesin Gözünde İyi Olmaya Çalışırken, Kendine Nasıl Görünüyorsun?

 



Herkesin Gözünde İyi Olmaya Çalışırken, Kendine Nasıl Görünüyorsun?

Bazen insan, başkalarının gözünde kötü görünmemek için kendi içinde kötü hissetmeye razı olur.

İstemediği hâlde kabul eder.

Kırıldığı hâlde susar.

Yorulduğu hâlde devam eder.

Sırf birisi hayal kırıklığına uğramasın diye kendi ihtiyaçlarını erteler.

Sonra bir gün, herkesin kendisinden memnun olduğunu fark eder.

Ama kendisi değildir.

İşte insanın kendisiyle arasına koyduğu mesafe bazen böyle başlar.

Büyük bir kararla değil, küçük tavizlerle.

Bir daveti reddedemediğinde…

Haksızlığa uğradığı hâlde ortamın huzuru bozulmasın diye sustuğunda…

Kendi düşüncesini açıklamak yerine karşısındaki insanın duymak istediği şeyi söylediğinde…

Her defasında biraz daha geri çekilir.

Ve çoğu zaman bunu iyi niyet olarak adlandırır.

Oysa iyi niyetle kendini ihmal etmek aynı şey değildir.

Psikolojide insanın başkaları tarafından kabul edilme ihtiyacı, sosyal ilişkilerinin önemli bir parçasıdır. Ait olmak, anlaşılmak ve sevilmek isteriz. Başkalarının tepkilerini önemsememiz doğaldır.

Ancak bu ihtiyaç, kendi değerimizi başkalarının memnuniyetine bağladığımızda farklı bir hâl alabilir.

Artık bir davranışı doğru bulduğumuz için değil, birinin bize kızmasından korktuğumuz için yaparız.

Bir ilişkiyi sürdürmek istediğimiz için değil, yalnız kalmaktan çekindiğimiz için sürdürürüz.

Sessiz kalmayı seçtiğimiz için değil, konuşursak sevilmeyeceğimizi düşündüğümüz için susarız.

Dışarıdan bakıldığında uyumlu görünen insan, kendi içinde sürekli bir pazarlık yürütüyor olabilir.

Bir tarafı ne istediğini bilir.

Diğer tarafı ise bunu isterse ne kaybedeceğini hesaplar.

Böylece insan, kendi hayatında bile kararlarını başkalarının muhtemel tepkilerine göre vermeye başlar.

Bir süre sonra şu soruyu sormayı bırakır:

“Ben ne istiyorum?”

Onun yerine başka sorular gelir:

“Buna ne derler?”

“Beni yanlış anlarlar mı?”

“Hayır dersem benden uzaklaşırlar mı?”

“Gerçek düşüncemi söylersem hakkımdaki fikirleri değişir mi?”

İnsan, başkalarının zihninde nasıl bir yere sahip olduğunu korumaya çalışırken kendi zihninde kapladığı yeri küçültebilir.

Üstelik bunun bedeli her zaman hemen ortaya çıkmaz.

Bazen biriken şey öfkedir.

Bazen açıklayamadığın bir yorgunluk.

Bazen de hiçbir şeyin açıkça yanlış olmadığı hâlde hayatının sana ait olmadığı hissi.

Çünkü sürekli kabul gören kişiyle gerçekten kendisi olarak kabul gören kişi aynı olmak zorunda değildir.

Biri, insanların sevdiği kişiyi korumak için çabalar.

Diğeri ise sevilmek uğruna kendisini saklamak zorunda hissetmez.

Aralarındaki fark, birinin daha iyi ya da daha kötü olması değildir.

Aralarındaki fark, ilişkilerinde kendilerine ne kadar yer bırakabildikleridir.

Elbette herkesin her düşüncesini söylemesi, her isteğinin peşinden gitmesi ya da başkalarının duygularını önemsememesi gerekmez.

Sağlıklı ilişkiler karşılıklı anlayış, sorumluluk ve zaman zaman ödün vermeyi gerektirir.

Ancak bir ilişkide sürekli aynı kişi ödün veriyorsa orada yalnızca fedakârlığı değil, bu fedakârlığın neden vazgeçilmez hâle geldiğini de düşünmek gerekir.

Çünkü sınır koymak her zaman birini reddetmek değildir.

Bazen kendini de ilişkinin içine dâhil etmektir.

“Bunu yapamam” demek, karşındaki insanı önemsemediğin anlamına gelmez.

“Ben böyle düşünüyorum” demek, diğer kişinin düşüncesine saygısızlık değildir.

Ve birinin senden memnun olmaması, mutlaka yanlış bir şey yaptığını göstermez.

Bazen yalnızca ilk kez onun beklentileriyle kendi ihtiyaçların arasında bir seçim yapmışsındır.

Belki de yetişkin olmanın en zor taraflarından biri, herkes tarafından sevilmenin mümkün olmadığını kabul etmektir.

Çünkü bazı insanlar seni sınırların olmadığı sürece anlayışlı bulacaktır.

Bazıları itiraz etmediğin sürece uyumlu…

Her şeyi üstlendiğin sürece güçlü…

Kendi ihtiyaçlarını dile getirmediğin sürece düşünceli…

Ama senin değerinin, başkalarının senden ne kadar memnun olduğuyla ölçülmesi gerekmez.

İnsan yalnızca başkalarının hayatını kolaylaştırmak için yaşamaz.

Kendi hayatında da bir yeri vardır.

Belki bugün kendine küçük bir soru sorabilirsin:

Bir kararını, kimsenin seni yanlış anlamayacağından emin olsaydın yine aynı şekilde verir miydin?

Cevabın değişiyorsa durup düşünmeye değer.

Belki de uzun zamandır istediğin şey, daha cesur olmak değildir.

Belki de başkalarının tepkilerini yönetmekten vazgeçip kendi seçimlerinin sorumluluğunu almayı öğrenmektir.

Çünkü insan herkesi memnun edemediği için değil, herkesi memnun etmek zorundaymış gibi yaşadığı için kendisinden uzaklaşabilir.

Ve bazen insanın kendisine geri dönmesi, hayatına yeni bir şey katmasıyla değil, yıllardır sürdürdüğü bir alışkanlığı sorgulamasıyla başlar.

Herkesin gözünde iyi biri olmak için kendinden vazgeçmek zorunda değilsin.

Çünkü bir gün herkes seni iyi biri olarak hatırlasa bile, sen kendi hayatını yaşamadığını hissediyorsan geriye cevaplanması gereken önemli bir soru kalır:

Başkalarının gözünde kim olduğunla bu kadar ilgilenirken, kendi gözünde kim oldun?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cebine Koymak İstemeyeceğin Bir Şeyi Doğaya Atma

Hayattaki Tıkanıklıklar Bir Son Değil, Yeni Bir Başlangıcın Habercisidir

Liminal Dönem: İnsan Hayatının En Sessiz Ama En Güçlü Eşiği