Sana Ait Olmayan Bir Yükü Neden Hâlâ Taşıyorsun?

 



Sana Ait Olmayan Bir Yükü Neden Hâlâ Taşıyorsun?

Bazen bir insanın yanında taşıdığı şey bir çanta değildir.

Geçmişten kalmış bir cümledir.

Birinin ona söylediği bir söz…

Çocukken aldığı bir eleştiri…

Kendisinden beklenen bir hayat…

Ya da yıllar önce yaptığı bir hatanın bugün hâlâ peşinden gelmesi.

İnsan, bazı yükleri o kadar uzun süre taşır ki bir süre sonra onların yük olduğunu bile unutabilir.

Onları kendisinin bir parçası sanır.

“Ben zaten böyleyim.”

“Ben hiçbir şeyi doğru yapamıyorum.”

“İnsanlara güvenilmez.”

“Bir hata yaparsam her şey bozulur.”

“Güçlü olmak zorundayım.”

Bu cümleler bazen düşünce gibi görünür.

Oysa bazıları, yıllar içinde zihnin içine yerleşmiş eski kararlardır.

İnsan zihni yaşadığı deneyimleri yalnızca hatırlamaz.

Onlardan anlam da çıkarır.

Bir çocuk sürekli eleştiriliyorsa yalnızca eleştirildiğini öğrenmez.

Zamanla kendisini nasıl değerlendirmesi gerektiğini de öğrenebilir.

Sevilmek için başarılı olması gerektiğine…

Hata yapmanın tehlikeli olduğuna…

Duygularını göstermenin zayıflık olduğuna…

Sessiz kalmanın daha güvenli olduğuna inanabilir.

Ve çocuklukta işe yarayan bir savunma, yetişkinlikte bir alışkanlığa dönüşebilir.

Bir zamanlar seni koruyan davranış, bugün seni sınırlıyor olabilir.

İşte insanın kendisiyle ilgili en zor fark ettiği şeylerden biri budur:

Her alışkanlığımız bize iyi geldiği için oluşmaz.

Bazıları bir zamanlar hayatta kalabilmek için gerekli olduğu için oluşur.

Bir çocuk ortamı kontrol edemiyorsa kendisini kontrol etmeyi öğrenebilir.

Bir insan sürekli terk ediliyorsa herkesi memnun etmeye çalışabilir.

Bir kişi duygularının karşılık bulmadığını öğrenmişse zamanla hiçbir şey istememeyi seçebilir.

Sonra yıllar geçer.

Hayat değişir.

İnsan büyür.

Ama zihnin bazı bölümleri hâlâ eski koşullarda yaşamaya devam eder.

Bugün artık tehlike olmayan bir yerde bile alarm çalabilir.

Bugün seni terk etmeyecek bir insanın yanında bile terk edilecekmişsin gibi davranabilirsin.

Bugün hata yapmanın hayatını değiştirmeyeceğini bilsen bile küçük bir yanlış karşısında kendine acımasız davranabilirsin.

Çünkü zihin yalnızca bugünü değerlendirmez.

Geçmişten öğrendikleriyle bugünü yorumlar.

Bu yüzden bazen verdiğimiz tepkinin büyüklüğü, yaşadığımız olayın büyüklüğüyle aynı değildir.

O anki olay küçüktür.

Ama dokunduğu yer eski olabilir.

Belki de bu yüzden kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekir:

“Şu anda yaşadığım şey gerçekten bugüne mi ait, yoksa geçmişten taşıdığım bir şey mi?”

Bu soru insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi değiştirebilir.

Çünkü fark etmek, davranışı hemen değiştirmese bile onun üzerindeki otomatikliği azaltır.

İnsan, neden böyle davrandığını anlamaya başladığında kendisini suçlamak yerine kendisini anlamaya başlayabilir.

Ve psikolojik iyileşmenin önemli bir tarafı da budur.

Kendimize sürekli “Neden böyleyim?” diye sormak yerine,

“Bunu ne zaman öğrenmiş olabilirim?” diye sorabilmek.

Çünkü her davranışın arkasında bir hikâye vardır.

Ama hikâyemiz, kaderimiz olmak zorunda değildir.

Geçmişte öğrendiğimiz her şeyi geleceğe taşımak zorunda değiliz.

Bize ait olmayan beklentileri bırakabiliriz.

Bizi yıllardır tanımlayan bazı cümleleri yeniden değerlendirebiliriz.

Ve belki de en önemlisi…

Kendimize ait olmayan bir yükü sırf uzun zamandır taşıyoruz diye taşımaya devam etmek zorunda olmadığımızı fark edebiliriz.

Çünkü insan bazen özgürleşmek için hayatına yeni bir şey eklemek zorunda değildir.

Bazen yalnızca artık kendisine ait olmayan bir şeyi bırakması yeterlidir.

Belki de büyümek, daha fazla yük taşımak değil; hangilerinin gerçekten sana ait olduğunu ayırt edebilmektir.

Çünkü her taşıdığın şey senin değildir.

Bazı yükler sana bırakılmıştır.

Ve bazılarını yere bırakmak, kendinden vazgeçmek değil;

ilk kez kendine dönmektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cebine Koymak İstemeyeceğin Bir Şeyi Doğaya Atma

Hayattaki Tıkanıklıklar Bir Son Değil, Yeni Bir Başlangıcın Habercisidir

Liminal Dönem: İnsan Hayatının En Sessiz Ama En Güçlü Eşiği